
“Unutmaya mahkûm edilenler, hafızada hayalet olarak yaşamaya devam eder.”
Gabriel Garcia Marquez
23 Ocak 2024 tarihinde Alakarga Yayınları tarafından basılan, 78 sayfalık “Hayat Hanım’ın Hayaletleri” öykü kitabı, Zeynep Eşin’in kaleminden dökülen on öyküyü bir araya getiriyor. Öyküler, geriye dönüşle geçmişin izini süren, düşsel gerçekçilikle de sınırları belirsiz bir dünyada varoluşu sorgulayan birer anlatı niteliğindedir. Antik Yunan mitolojisinde, geri dönüşü olmayan felaketleri ve beklenmedik sonuçları simgeleyen Pandora’nın Kutusu’nu anımsattı bana.
“Tanrılar, Pandora’ya içinde büyük sırlar saklı olan bir kutu verir ve onu asla açmaması konusunda uyarır. Ancak Pandora’nın merakı ağır basar. Kutuyu açtığında, içinden dünyaya savaş, hastalık, kıtlık, acı ve kötülükler yayılır. Mitin bazı versiyonlarında ise, kutunun en dibinde yalnızca Elpis (umut) kalır.” Aynı Umut Tanrıçası gibi, Zeynep Eşin’in de her öyküsünde açtığı kutudan, karakterlerinin yaşadığı yoksunluklar, keşkeler ve ruhsal çalkantılar arasından hep bir umut ışığı bırakır. Onun kaleminde gerçeklik ve hayal iç içe geçerken, her hikâye insan ruhunun derinliklerinde saklı kalan bir sırrı, yani hayaletini, ifşa eder. Tıpkı Carl Jung’un dediği gibi “Bilinçaltı, çözülmemiş her meseleyi hayalet olarak karşımıza çıkarır.”
Bir röportajında kendisine, “Sadece iki öykünüzde (Elma Ağacının Gölgesinde ve Hayat Hanım’ın Hayaletleri) hayalet teması kullanılmış olsa da kitabınız için tematik bir metafor düşündünüz mü?” şeklinde bir soru yöneltilmiş ve bu soruya Eşin, “… kitabın bütününe geçmiş olan bir hayalet teması” mevcut diyerek cevap vermiştir. Aslında kitabın tamamını okumadan Eşin’in ne demek istediğini anlamak pek de kolay değildir. Ancak kitapta ilerledikçe ustaca kurguladığı hayalet metaforunun, korkutucu varlıklardan ziyade, ölüm, çaresizlik, yalnızlık, korku, kadın istismarı gibi soyut kavramları temsil ettiğini anlamaya başlarsınız. İşte o zaman bütün taşlar yerine oturmaya başlar.
Yazar, karanlıkla aydınlık arasındaki kırılgan dengeyi, tezatların uyumu ve iyi ile kötünün çarpışması gibi temalar üzerinden sağlar. Bu şekilde okur, anlatılanların soyut anlamlarını çözmeye başladıkça, metnin derinliklerine inmeye başlar. Sayfaları çevirdikçe farkında olmadan, “Karakterin yerinde ben olsaydım nasıl davranırdım? sorusunu sormaya başlar ki bir noktadan sonra kitaptaki her karakterin bir nevi kendi yansıması olduğunu fark eder. Sanki yazarın önceliği yazmaktan ziyade korkmamayı, cesur olmayı ve asla umudu yitirmemek gerektiğini öğretmektir.
“Ben bir hikâye anlatıcısıyım” mottosuyla yola çıkan Zeynep Eşin, geleneksel hikâye anlatımıyla modern teknikleri ustaca harmanlayarak günümüzün postmodern yazarları arasındaki yerini almıştır. Bilinç akışı, metinlerarasılık, iç monolog, geriye dönüş, metafor kullanımı gibi pek çok tekniği bir arada kullanarak çok katmanlı bir anlatım yapısına sahiptir. Geriye dönüşlerle geçmiş ve şimdiki zaman arasında yarattığı kesintisiz akış ile zamanlar arası organik ve etkileyici geçişler sunar; böylece gerçekle kurmaca arasındaki sınır, fark edilmeden silinip yeniden çizilir.
Eşin’in hikâyelerinin tamamlanmamış olması, modern ve postmodern edebiyatta bilinçli bir anlatı tekniği olarak öne çıkar. Bu yaklaşım, anlatının sınırlarını genişleterek klasik anlatım kalıplarını yıkarken, aynı zamanda varoluşçuluk felsefesiyle de örtüşür. Hedef; insan hayatının anlamının dışarıdan belirlenemeyeceğini ve bireyin kendi anlamını yaratması gerektiğini vurgulamaktır.
Eserlerinde en sık başvurduğu anlatım tekniği ise bilinç akışıdır. Karakterlerin iç dünyalarını derinlemesine yansıtarak okuyucunun metinle daha güçlü bir bağ kurmasını hedefler. “Kapıyı açıyorum; köşedeki masada bizim için hazırlanmış satranç oyununun durduğu, sıkıcı bir oda var. Birkaç tur oynuyoruz; o iki kez kazanıyor, ardından benim bir kez kazanmama izin veriyor. Bunu seviyormuş gibi yapıyorum.” (Suda Bir Köpek Balığı / Syf 57)
Sıkça başvurduğu iç monolog tekniği ile okuyucunun karakterlerin zihnine doğrudan erişmesini sağlar. Kullandığı kısa ve kesik cümleler, panik hali, hızla değişen duygular ve kriz anlarındaki soyut düşünceleri somutlaştırarak, hikâyede yaşananları birebir deneyimleme imkânı tanır.“Ben erken gelişmiştim, diğerlerinin bunu anlaması çok zaman aldı, o kadar. Her şey güvenlikle, güvende kalmakla ilgiliydi. Öyleyse bana deli, akli dengesi yerinde değil diyenler şimdi eski Naz’ı unutmuş olmalılardı.” (Naz Nerede? / Syf 77).
Diğer yandan, metafor kullanımlarıyla bir nesneye veya duruma daha derin bir anlam kazandırır ve duygusal acıyı fiziksel bir deneyime dönüştürür. Böylece soyut hisler, somut bir gerçeklik kazanarak okuyucu üzerinde daha güçlü bir etki bırakır. “Korku. Korku en kötüsü buydu. Göğsünde, onu tüm vücudunu dondurmakla tehdit eden bir buzul oluştu, bu yüzden ilerlemeye devam etmekten çok korkuyordu.” (Çürümüş Et Kokusu / Syf 71).
Eşin, metinlerarasılık tekniğinden faydalanarak anlatıyı daha zengin ve çok boyutlu bir hale getirir. Bu sayede okuyucuya farklı düşünme yolları ve kültürel bağlantılar sunar. Hikâyelerinde başka metinleri alıntılayarak yeni bakış açıları oluştururken, okuyucunun gizli referansları fark etmesiyle metne olan ilgisini artırır. “… Çocuk bir anda ortadan kayboldu. Victor’un düşünceleri öyle hızlı değildi ama ikinci fincanı bitirdiğinde ilk satırlar oluşmuştu zihninde. Herkes okumayacak ama herkes için yazılacak diye geçirdi içinden… ” (Sefiller / Syf 30).
Bunlara ek olarak, yalnızca bir hikâyesinde 2. tekil şahıs (sen) anlatıcı tekniğini kullanmıştır. Bu anlatım biçimi, okuyucunun kendisini yalnızca bir gözlemci olarak değil, hikâyenin içindeki bir katılımcı olarak hissetmesini sağlar. Böylece okur, karakterin düşüncelerine, hislerine ve eylemlerine doğrudan yönlendirilerek ruh halini derinlemesine deneyimleme fırsatı bulur. “Dün gece zordu, belki de hiçbir şey söylememeliydin, zorlamamalıydın. Ama o zaman gerçeği, ne yaptığını ve üzgün olmadığını bilemezdin.” (Sadece Devam Et / Syf 49).
Sonuç olarak, köklü geleneklerin ve yenilikçi arayışların çarpıştığı edebiyat dünyasında bazı yazarlar, eserleriyle sadece edebî anlamda değil, farklı bakış açıları ve kültürel kimlikler yaratma konusunda da öne çıkar. Bu bağlamda, “Hayat Hanım’ın Hayaletler” kitabı modernizme tepki olarak gelişen ve mutlak doğrulara, büyük anlatılara ve tek bir gerçeklik anlayışına karşı çıkan postmodern tarzda yazılmıştır. Zeynep Eşin’in anlatımında kullandığı metaforlar, bilinç akışı, metinlerarasılık ve iç monolog gibi teknikler, öykülerin derinliğini artırırken, okuru hikâyelerin yalnızca pasif bir takipçisi olmaktan çıkarıp, aktif bir yorumcu haline getirir. Karakterlerinin iç dünyasını sezgisel ve güçlü bir anlatımla işlerken, toplumsal gerçeklikleri sert ama estetik bir dille ele alır. Son tahlilde, (Hayat Hanım’ın Hayaletleri), kendini yeniden inşa etmeye cesaret eden herkese hitap eder. Özellikle Zeynep Eşin’in kadınların toplumdaki yerini ve kendi varoluşlarının nedenini sorgulamalarına olanak tanıyan, dişisel sezgisinin süzgecinden geçirdiği hikâyelerini oldukça etkileyici buldum. Dördüncü baskısını bir yıl gibi kısa sürede yapmış olması, kitabın kendine iyi bir yer edindiğinin göstergesi. Nice yeni okurlara.
Yazarın Diğer Kitapları:
Son Üç Dakika
Labirent, Kedi ve Kumrular
Şehrin En Alt Katı
Leyla Buradan Taşındı
Başkalarının Çiçekleri
Huzursuz Kelimeler
Duvarın Ardı
Yazmanın ve Okumanın İncelikleri
Öykü Yazmanın İncelikleri
Okumanın İncelikleri