
Ne kadar dandikleşti bu pamuklar. Kayış sanki. Ah gözüm! Ovala ovala çıkmıyor gene bu rimel. Kaça almıştım? Makyaj temizleyicide de iş yok. Porsuğa döndüm. Sansar mıydı yoksa? Neyse ne. Of gene başladı bu. Ne ara geldin de yattın uyudun be adam! Şuna bak şuna. Yüzü nasıl da gömülmüş yastığa. Çenesi buruş buruş. Gıdısı sarkmış. Kenarda salya. O dudaklarda.. Salya. Kordondaki filinta bu mu be? Keleş bile olmaz bundan artık. Nasıl güzel bir yazdı. Dalgasız deniz. Tatlı meltem. Bir daha hiç öyle tatlı meltem esmedi. Uçuşan eteklerim… Uçuşan saçları… Geniş omuzlarında. Kumraldan sarıya. Deli kahve gözler. Başımı döndürürdü. Aralık dudakları. Bir öpsem. Gözlerim dudaklarında. Salya. Off, o dudaklarda bu salya. Ne günah işledim, bilmiyorum ki… İğrenç. Midem bulandı. Saat kaç olmuş? Uyumam lazım. Gram uykum yok. Şöyle dürtsem, öteye mi dönse? Yara izi. Tam kulağının altında…
O gün ölebilirdik. Beraber. O kaya ne yüksekti. Neden atlamıştık biz oradan? Sevimler gaza getirmişti. O Furkan yok mu? Elebaşı oydu. Sevgi kayası. Ne kadar yüksekten atlarsan o kadar seviyorsun demekmiş. Deli saçması! Atladık evet, dünyalar kadar sevdik evet. Şimdi iki seksen yanımda horluyor. Ne aşk kaldı ne sevda ne büyüklük. Benim omuzda platin. Onun boynunda dikiş izi. Görün bizi dostlar âşığız. Âşıktık. Yüzyıl önce. Hay senin pamuk gibi! Nerde şu makyaj temizleme mendilleri? Ara ki bulasın. Lanet pamuğa kaldım gene. Kirpiklerim kupkuru oldu.
Yarın sabah rimel sürmesem mi? O zaman da ölü gelin gibi bakıyorum. O da ne güzel filmdi. Yarım kalmış Emily’nin hikâyesi. Kendini Viktor’a feda etmişti. Bencil olmayan sevgi. Sevgi neydi? Sevgi emekti. Asya ölü gelin olabilir mi? İyi ki Cemşit’i seçti. Aşkı seçenlerin sonu belli… Salya. Horultu. Koca göbek. Yarın hava nasıl olacak? Her ihtimale karşı siyah takımımı giyeyim. Altına topuklu botlar. İçine ekru kazak? Yok ya o da siyah olsun. “Karalar giyip yas tutmamı bekleme benden, hep böyle kandırdın inanmamı bekleme benden.” Sonraki yaz küsmüştük. Koşarak gelmişti gene. Şarkıyı dinletmiştim. Âlem biliyor. Şimdi? Biz bile bilmiyoruz ne olduğunu?
Konuşmuyoruz ki. Konuşsak ne diyeceğiz? Gün aymadan kalk. Kuru bir günaydın. Kedi mamasından hallice sütlü kahvaltı… Nasıl yiyorum onu da. Kusmuk gibi. Yol, trafik, ofis… Dedikodu. Duydunuz mu patron son gelen asistan kızı da… Ee adamda para bok gibi. İsteyip alamayacağı ne var. Çıtır acemi kız ona çekirdek. Geçen yıl karısı nasıl basmıştı? Çekirdek olsa da yesek demiştim izlerken. Ne rezillik. Plaza inlemişti. Nasıl sürükledi saçlarından tutup? Cinnet geçirmek bu mu? Geçirmek mi getirmek mi? Cinnet getiren baba eşini, iki evladını öldürdü. Haberlerde böyle der. Geçirmek daha iyi ama. Gelmişine geçmişine geçirir gibi. Cinnet geçirmek. Ben şimdi bir yastık alsam şunun yüzüne bastırsam. Cinnetten, sıyırır mıyım?
Nefes. Al. Ver. Al. Ver. Alma. Verme. Dur! Ne kolay ölümün bu kadar yakın olması. Hemen yanımda. Uzansam tutarım. Atsam kendimi. Ya da boğsam şunu şuracıkta. Al ölüm yanımda. Sol omzumda da vardı bir şey. Neydi? Hangisi yazar günahları? Hangi defterim daha kabarık acaba? Bir defterim vardı benim. Şiir defterim. Nerede? Ne şiirler yazardım. Seni bir çivi gibi çaktım beynime ve toplayıp bütün kerpetenleri attım denize. Deniz… O tuz tadı nasıl gelirdi öpüşürken? Bütün yaz akşamları sendin. Her şeyin güzeli senden gelirdi. Ne oldu sonra? Büyüdük? Yaşlandık? Mesafe mi yoksa? Yabancılaşma? Yok yok. Hayal kırıklığı. Nefret sanki. Hayatın tüm olumsuzluklarının nedeni ben miyim? Benimkilerin de sensin.
Dün sabah gene yazmışlar apartman grubuna. Kaç tabak kırdık? Bardakları saymadım bile. Benim yüzünden bu işi yapıyormuş. Çat. Sahilde gitar mı çalacaktın be adam kırk yaşında. Çat. Ben istedim diye bu şehre gelmişmiş. Çat. Adam olaydın da parası iyi iş bulaydın, o zaman gelmezdik. Çat. Benim aç gözümü doyuracak maaş daha icat olmamış. Çat. Benim aç gözüm olmasa senin aç suratını kim doyuracak? Çat. Yüzüme bakıyor musun ki aç mıyım tok muyum bileceksin. Çat. Bakılacak yüzün mü kaldı. Çat. Tencere dibin kara. Çat. Şimdi bu şişeyi de fırlatıp kıracağım valla. Çat. Aman uyanmasın. Ne yazıyor üstünde bunun? Organik gül suyu içerir. Hadi ordan! Her şeye organik demek moda oldu. Gözümü pamuğa bırakacağım neredeyse. Neyin organiği?
Olduğu kadar artık. Bakayım. Bu kadar silindi bu rimel. Ne zaman geldi bu eve acaba? Gelmiş hemen uyumuş. Valla uyuyamam ya. Daha dünün siniri tepemde. El insaf. Salyası yastığa değiyor. Kuduz gibi. Köpük köpük. Diş macunuyla mı yapmışlardı o filmde? Bir daha mı izlesem? Cuma. İş çıkışı. Kafayı sıfırlamaca niyetine. Kuduz filmiyle kafa sıfırlamak mı? Gidip iki tek atsam. Rıza’yla? Hayır dedim, başım göğe ermedi. Alt tarafı iki tek. Sonra canlı müzik? Olmaz. Olur be. Evine davet ederse. Yok artık. O kadar uzun boylu değil. Yoo, boyu da gayet uzun aslında. Hoş sohbet. Güler yüzlü. Kibar. Neler saçmalıyorum? Saçmalarım sekse şu horultuyu kesse keşke. Dur bakayım. Ay üstünü bile çıkarmamış bu. Sarhoş galiba. İçki bütün kötülüklerin anası. Ama Rıza bunun gibi içmez. İki tek sonuçta. Offf! Komşular kapıya gelse şaşmam. Gök gürültüsü sanki. Zaten yatamam ben burada. Ne diye gireceğim bunun koynuna. Salyası bana da bulaşsın diye mi. Kayadan atladım be senin için. Beraber ölsek efsane olur muyduk? Yok. Anca gazoz olur bizden. O da köpüksüz. Köpükler ağzında çünkü. Tıkansa. Tık dese. Hık.
Pamuğun karası elime bulaşmış. Porsuk muydu, sansar mı? Kokarca olmasın? Yok o kötü kokandı. İğhhh! Bir daha da bu markadan almam asla. Bu da garip kokuyor. Gidip en yapayını alacağım. Hem pamuğun hem temizleyicinin. Sahte dünyaya sahtelik yakışır. Yat. Kalk. Giyin. Süslen. Gülümse. Mutlusuuuuuuun. Mu? Değilim. Midem bulanıyor. Salyadan. Gıdıdan. Çeneden. Gevrekten. Temizleyiciden. Hakikaten neden midem bulanıyor? Her şeyden. Dur. Bir dakika. Kaç gün oldu? Yok canım. Telefon. Telefonum. Telefonum nerde? Hadiiiii. Uygulamalar. Takvimim. Döngü kontrol. Geçen ay. 35 gün. Gecikti. Şaka. Yok. Şaka bu. İmkânı yok. Mümkün değil. Biz. Salya. Bardak. Hayal. Kırık. Rıza. Hayır ya.