Geleceğe dair hiçbir soruma yanıt vermediğini biliyorum kaç gündür.Yanıtsız kalıyor sorum.Ben de gelecekle ilgili sorulardan kaçıyorum zaten.Telefon denen şeyi doğru düzgün kullanmadığını öğrendim buradayken.
Gecenin bir yarısı kapısına dayanmış on beş yaşında bir kız…Hay Allah! Sıkıntı sardı her yerimi. Yalnızca ikimizin bildiği şeyleri anlatmalı. Çok eski,otuz yıl önceki şeyleri…
Dokuz yıl önce, savcı yardımcısı Piyotr Sergeyiç ve ben, istasyondan mektupları almak üzere hasat zamanı, akşam üzeri, atla yola çıktık.
Halikarnas Balıkçısı adıyla bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı‘nın kaleme aldığı Ege’nin Öfkesi isimli öyküyü sizlerle paylaşıyoruz.
Sokaklar yaşanmışlık dolu, az ilerideki çöp tenekesinin orada Nazan’ı bıçaklamıştı satıcısı, yine karlı bir gündü, incecik bedenine o kadar kanı nasıl sığdırmıştı gariban, sokaklara karla karışık kan yağmıştı.
Bütün koğuş uykuda. Sultan hariç. Topal Meliha’nın çıkardığı uzun soluklu gazları, Artist Cansel’in koğuşun duvarlarına çarpan horlaması dışında çıt yok.
Kuşlar uzaklardan, soğuk diyarlarda buluşup Yıldız’ın, Köse’nin, Çamlıbel’in tepesindendönerek sıcacık şehir topraklarına indiler. Balkon iplerine, pencere pervazlarına, cami avlularına, pazar tahtalarına kondular.
Sabahın beşi, yatağında bir sağa bir sola dönüyor adeta debeleniyordu Hasan. Bir soğuk ter boşalıyordu boynundan sırtına doğru, ince erimiş bir buz gibi.
Hangimiz kaybolmaya daha elverişliydi bilmiyorum. Tanrı’nın eşim Müjgan’ı aldığı gün için şükran duydum. Bu günü bir doğum günü gibi minnetle anarım.
İstanbul’un tüm semtlerinde trafik kilitlenmiş,yoğunluğu yüzde yetmiş beşeulaşmış. Ofisten çıkmadan radyodan dinliyorsun gizlice. Trafik, keşmekeş, kaos seni bekliyor yine. Yılgınlık tepeden tırnağa sarıyor bedenini.