Kapı önündeki kalabalık dağılınca ince, uzun ışık sızdı içeriye. Derisi kabuk kabuk kalkmış kafasında turuncuya çalan saçları parıldadı Nezaket’in. Şimdi, dedi Mezatçı. Şimdi bizim Nezaketin kilerde sıra.
Özenerek baktı yıldızlara. Çocukken de onları izlemek güzeldi. Bir yıldız olup gökyüzünde asılı kalabilmeyi hayal ederdi. Belki de bu acımasız yeryüzünde saklanmanın bu kadar zor olabileceğini ta o günlerde görmüştü.
Vay lele’ler… Boğuk sesli bir kadının söylediği yakıcı bir uzun hava sokağa düşen… Dilan küf kokulu odada yalnız, ayna karşısında Dilan yabancı, pencerenin kıyısında mahzun, kapı önlerinde oturan Mardin kokulu kızlardan biri Dilan.
Aahh! Harika, demek haberi almışlar, dedi Zeynep kendi kendine. Mahkemeden dul bir kadın olarak ayrılalı bir buçuk saat olmuştu.
Ürkek ürkek çalılara, ağaç kovuklarına, kaya aralarına baktılar. Sapanları gerili parmaklarının ucunda yabanı arıyorlardı.
Yüzüne çarpan soğuk rüzgarla yenilendi Diren. Yürüyen yerleri derman buldu.
Beyninde yankılanan tıkırtı sesleriyle uyandı. Çapaktan birbirine yapışmış kirpiklerini yavaş yavaş açmaya çalıştı. Öylece karanlığa baktı bir süre, belli ki gün kendini geceye teslim etmişti,
Apartmanın girişinde elinde sepetiyle kokusuz bir Bekir Efendi görüyorum. Yüzüm ekşiyor duymadığım kokusuyla. Yabancılaşıyor. Bir şey eksik bu adamda. Apartman toplantılarına konu olan ekşimsi ter kokusu yok.
Dışarısı soğuktu ,çok soğuk.Şubat soğuğu en acımasızıdır.Güneş ana hiç olmadığı kadar merhametsizdir bu ayda.O Şubat sabahı da, doğururken günü, çok sancı çekmişti güneş.Göğün en kırmızı en kanlı halini yırtıp doğmuştu .
Kara kavruk, bedeni örselenmeye belki direnirdi.Ama akli ,ruhu aldatılmayı, itilmeyi kaldıramazdı ki